Aldanmışlığa Mecbur Yaşayışlar

Hayat Üzerine Denemeler

Hayat Üzerine Denemeler

Özünde topraktan gelme, bir su havuzunda evrilme ve daracık bir kanaldan koca bir okyanusa açılıp varlığını sürdürme, akabinde yeniden toprağın derinlerinde başka bir özde hasatının duruşması narına bir imtihan, çıkacak kararın lehi uğruna bir gayrettir hayat.

İnsanların bilimsel açıklamasını bilse de daha fantastik olduğu hikayesine inanmayı tercih ettikleri deniz kabuklarının içinde duyulan sesin yıllarca içinde bulundukları denizlerin fırtınasına, çağıldamasına, suskunluğuna hemhal olmuş sadakatle kıyıya vurmuş olsa da spirallerinin kıvrımlarında denize öykünmesinden mütevellit kabul edilir. Deniz kabuğunun şekline, kendi içindeki kıvrılışına bağlı olan frekansın titreşimlerinden daha fazla dinlemeye değer çünkü denizin derinliklerindeki gizemli ses.

İşte böyle benzetmelerle izaha çalışırız hükmümüzü, toprak haricinde nefs, ruh ve beden suretimizle sürdürdüğümüz varlığımızı. Bir deniz kabuğu misali olsa avuç içlerimiz, dehlizlerimizin nidası tarifi olsa fikir sürüncemelerimizin, gönül gelgitlerimizin, umutla gerçek uyuşmazlıklarımızın, sudan veya haklı sebeplerle dünyevi yargılarımızın, davalarımızda tökezleme, pasif varoluşumuzun ezelinden ebedine su koyvermelerimizin..

Dilimizin lâl, içimize akıttığımız gözyaşlarının sel olduğu denizin avuç içindeki sesi olsa tüm hayat kırıklıklarımız,

Sürreal Hayat Kesitleri

Sürreal Hayat Kesitleri

hayat tıkanıklıklarımız. Haklı umutlarımıza saçılmış menevişler olur ayağımıza takılan ummanların dibindeki çakıl taşlarımız. Ve hareli kırık dökük bir melodi, kulak verdikçe harlanan bir hülasa olur. Bir türlü uğraştığımız kadarıyla ödeşememiş olduğumuz geçmişimiz geçemediklerimiz…

“Yalnız geldik, yalnız öleceğiz” avuntusu beraberinde kendi toprağımızın kazmasıyla, çapası elimizde tekil mevcudiyetimiz kadarıyla mutluluk ve doğruluk biçmek üzere ektiklerimizi, diktiklerimizi gün ışığına erdirme, bir nevi güneşe daha yakın, mahsulü daha bol, bereketi daha çok, rahmeti en hak emeğini, minnetini, zorluğunun sınavını verebilmek.

Çok çalgılı bir orkestraysa avucumuz, tek bir tanesindeki hatayı bile affetmez kulağımız. Öyle ya, yalnız doğup ölsek de bomboş değil yanlarımız, yamacımız. En sevdiklerimizle, tüm inanç ve değerlerimizde bir tek bize has melodide herkese ayrı bir görev verip herkesten ayrı bir ton, her birinde ayrı durak, aykırı hızlar, mahiyetlerinin içindeki dizilim ve konumlar bütüne tahavvülünde birer yapı taşlarıdır. Bundandır kayıplarının ahenkteki onulmaz boşlukları.

Yanılgılı Yaşantılar

Yanılgılı Yaşantılar

Yalnızlığımız, en yalın amacımız, dünyadaki sınavımızla kah dinlendirip unuttuğumuz kah mecburiyetiyle kahrolduğumuz, geneline bakınca nadiren ölümsüzlüğü unutup, baki kalacağını sandığımız pür neşelerde uçuştuğumuz toplu bir yanılgı ve esarettir dünya arasında sıkışıklığımız yoğrulması bize buyur edilen öncesinden sonrasına şekillendirme gayesinde ideal ferrühzad bekamız. Bundandır, varolanla ati arasındaki varoluşsal hercümerç yasam arayışları insanın. Ve her seferinde kendi zindanına hapsolmuş, sabahı beklemekte gözleri demir parmaklıktan sızacak o yaşam ışığında..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir