Bir Çürük Çivi Meselesi

Bir Çürük Çivi Meselesi

Bir Çürük Çivi Meselesi

Dünya’nın çivisinin çıktığına dair bir rivayetin umutperverliğini serpiştirdim şu sıralar yakın geleceğe.

Niye kızayım, hayıflanayım cancağızım. Küçücük bedenimle kendim sökebilir miydim yerinden? Zaten eğik ekseninden, uzaydaki yerinden, baş döndüren yörüngesinden çok mu memnundum? Sonunda fırsatını buldum. Şimdi çivisi çıkmış dünyayı yerinden kucakladığım gibi yeni mutlu galaksilere taşıma vakti. Sonsuzluğun içinde bir şeyin veya kendimizin etrafında dönmemiz gerekmeyen ideal bir boşluk bulabilirim elbette. Hayallerimde varsa sonsuz evrenin içinde bir yerlerde de mutlaka vardır. Düşünce gücümden daha güçlü bir evrende var olduğuma dair inancım sonsuz çünkü. O zaman haydi serbest zihin egemenliğini sonsuzluğun tenhalarında ilan etme vakti…

 

Milyon yıldır döne öne zirvesine tırmandığımız deliler yokuşundan Dünya’yı aşağı yuvarladık mı, küçük birkaç sadeleştirme yaptık mı yükümüzün hafifleyeceğine inanıyorum. İlk sadeleştirme birimini ‘zirve hırsı’ olarak belirlersek uğruna çivisini çıkarmaya destek vermiş yüz binler hatta milyonlar hızlı bir ivmeyle yolculuğu terk edeceklerdir. Jeolojik zamanların Dünya’yı mecbur bıraktığı tepelik-düzlüklere öykünmüş yarışlar, yaklaşık yirmi üç buçuk derecelik eksen eğikliğinin sebep olduğunu sandığım yamuk yumuk dengesizlikler,  yozlaşmaya uğramış karakterler bu galaksinin coğrafyasında yine haris bir heyecanla bize veda edecekler.

 

İnsanlığın değil iyiliğin dünyasını asacağım yeni yerine hem de çok sağlam bir çiviyle. Demek oluyor ki iyiliğe

Hayatın Sorunlu Yanları

Hayatın Sorunlu Yanları

adanmış herkes, her şey bu yolculukta bizimle.

 

Sanmayın ki dostluğa ve sadakate adını yazdıran sevimli köpekleri burada bırakacağım. Yağmurda boncuk boncuk dizilen tombik solucanları, şans adına Dünya’da ne kadarı kaldıysa içinde taşıyan uğur böceklerini, burcu burcu kahve çekirdeklerini, dört yapraklı yoncaları, hayat kokan çamları, morun bin bir tonu lavanta tarlalarını, kırmızı gelincik kırlarını, gerçek olmasını dilediğimiz mucize masalları, en beyaz bulutları, kutup ışıklarını, en parlak yıldızları, yedi renk gökkuşağını, hüzün kovan kuşlarını, kalbimizde saklı tüm notaları, ayın on dördünü, son dördünü, kısaca  buraları yaşanabilir kılan her varlığı ‘dikkatli taşıyınız’ güvencesiyle götürüyorum merak etmeyin.

 

Durun, durun daha gitmiyoruz! Arınmamız gereken çok şey var hala. ‘Acı’ birimiyle bir sadeleştirme daha yapmadan nereye? Üzüntüden, kederden sıyrılıp süzülmüş, pür-i pak temizlenmiş bir düzen gerek bize. Ayrılıktan, ölümden, çaresizlikten, imkansızlıktan, karanlıktan, karamsarlıktan, yoksulluktan, yoksunluktan, haksızlıktan, acımasızlıktan, dudak kıvrımlarımızı yukarı doğru değil aşağıya büken her şeyden ve her yükten kurtulma şerefine yeni dünyada iyilikle biz bize, iyi olan her şeyle iyiliğe…

 

Şimdi herbir kötülüğü burada bırakırken yanına umutlarımızdan kalma mutluluktan bir fosil niyetine, çiviyi yerinden etmiş herkesle doğru düzgün çakmaya yaramamış çekici baş başa bırakarak bize güle güle…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir