Bir Hayvanın Hissesi İnsanlığın İnsafı

bir_hayvanin_hissesi_insanligin_sefasıHayat her canlıya başka dokunur sayılı günlerinin her birinde. Kimine yaşamak, umarsızca, pervasızca, gönlünce doyasıya yaşamak; kimisine de cefasıyla, acısıyla, kanıyla, canıyla savaşarak geçen saniyelerle boğuşmak…

Kimbilir ne zordur hayatla anne sıcağında ve korumasında tanışıp keşmekeşine yalnız karışmak, bir nefes dahası için türlü engelle uğraşmak, canın uğruna var kalmaya çalışmak…

Mücadele… Hiç bitmeyen mecburiyet kimisine. Bir yudum ekmeğe, bir damla su, sığabileceğin kadar bir kuytu, insaf edecek, vicdanlı bir insanoğlu… İşte mücadelelerinden sağ çıkmaya yetecek, hayat verecek bu kadar basit ve –ahh-bu bizlere bir bu kadar zor gelen çareler, onlara ömür katacak en azından bizim için mümkün mucizeler…

Kar yağsın diye, bir avuç kartopumuz olabilsin diye, bir gün için bile olsa yeryüzünü bembeyaz görebilelim diye fırtına, tipi, buz… Başımızı sokacak evimiz varsa vız gelir çokça zaman bize. Camın arkasından karnımız tok, sırtımız pek, sefamız çokken kaçımızın aklında evsiz olan, aç kalan, yaşamaktan geçse de canından geçmeyen, geçemeyen onca hayvan, onca can.

Yolumuza çıkmayagörsün biri, korkulu ve bir o kadar bizden umutlu bakışlarından bakışlarımızı kaçırır hatta hayvanlarin_sogukla_mucadelesikorkuyla uzaklaşır, kendine bile canı yetmeyenden canımızı zor kurtarmaya çalışırız. Bir kuşun bile penceremize tünemesine söylenir, derdimiz ondan çokmuş gibi pisliğine dertlenir, bir avuç kırıntı koyup hayatı paylaşmaya eriniriz. Çünkü bu hayatı bizim biliriz. İmkanlarımız bizim, nimet, bereketin hepsi  bizim, yazın serini, kışın sıcağı, karın sefası bizim, karnımızın tokluğuna değil gözümüzün doyumsuzluğuna bile bütün iştahımıza yetecek tatlar bizim…

Biz ki yolun ortasında bir kirpiyi, kaplumbağayı bekleyemeyecek kadar sabırsız, bir serçenin yolda su içmesini bitirtemeyecek kadar tahammülsüz, bir  köpeğin  bir günlük yiyeceğini karşılamaya, yiyeceğimizi paylaşmaya gönüllü olamayacak kadar gönülsüz, bedava olan suyu bile esirgeyecek kadar düşüncesiz, bir sıcak bakışla başını okşayamayacak kadar merhametsiz…

Oysa onların tamamına siyah beyaz bu dünya. Belki de yedi renkleri biz olalım, sevgimizle yüreklerinin merceklerinde kırılalım, gözlerinde göremedikleri renkleri gönüllerine biz katalım, kısa ömürlerine yedi renk, bize olan minnetleriyle sonsuzluğa uğurlayalım diye…

sogukta_usuyen_hayvanlarGönlümüzü derinlere gömdüysek bulalım çıkaralım. Dünyanın bütün renklerini görebiliyorsak niçin tek bizim gördüğümüzü, kimlere renkler olup güzelliğini paylaşmamız gerektiğini, sahip olduğumuz nimetlerde kimlerin de hakkı olduğunu sorgulayalım.

Her sorgu içimizde bir cevap… Çünkü cevaplar sorulardan da önceydi. Biz doğmadan, daha kendimize bunları sormadan, tüm bu cevapların elbet alınacağı, hakkımız olmayanın bizde kalmayacağı, yapabilip de yapmadığımız insanlık vazifelerinin sebebinin sorulacağı o ebedi sonsuzluğa ulaşmadan…

Comments (0)

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir