Devr-i İlkyaz

Devr-i İlk Yaz“ Yine yazı bekleriz” şarkıları, “önümüz yaz” anonim tespitleriyle geldi kapımıza bir yaz başı daha..

Oysa daha yeni veda etmemiş miydik de koskaca dünya, kendinden de büyük güneşi etraflıca arşınladı da aynı noktaya tekrar getirdi bizi. Yoksa biz mi yıllara ederinden çok nicelik kattık ve gösterdik sabırla bekleme nezaketini?

Sabahın güneşine kah gülümseyerek, kah “yine mi?!” isyanlarıyla uyanmakla tekrar yastığa başımızı koyana kadar geçen vakte bir “gün” demek bonkörlük değil mi daha yastıktan parfümün kokusu nile uçmamışken, uykudan önce günün özetinde mühim bir mesele bile bulamazken üzerine düşünecek.. Yaşamakla, nihayetlendirme gayretindeki telaşeden hangisinin yörüngesindeyiz de bu kadar peşi sıra ömrümüzden geçerken hayretinde bulunuyoruz günlerin niceliğinde kendimizi.

Geçen yılın bu zamanlarında özlenmiş bir heyecanla köşe başı seyyar  meyveciden aldığımız seyyar erikleri kese kağıdından ağzımız sulanarak çıkarıp yerken, daha tadını damağımızda hissedebiliyorken yenileri için ağacında bir devrim yaşanmış, yağmura, ayaza, kara, rüzgara, dört mevsime dayanıp yenilerine durmuş da tadını bulunca sahibinin avuçlarına  boncuk misali dökülmüş kimin damak tadında biteceği bilinmez bir yolculuğa çıkmış ta ki kendisini getirmiş. Giden de biten de sanki bir koca yıl olmuş oysa herşey aynıymış gibi. Erik aynı ekşi, kese kağıdı yine saman rengi.

Şimdi sıra nereye geldi? Önümüz kış demeye mi? Yakındır salça kokularına, dibi tutmuş reçelin şeker yanıklarına. Bir yuvarlak tekerin içinde tur tur koşturup kendimizi aynı döngünün içinde buluyorken tekerin de yol aldığını hesaba katınca her turun biçilmiş yolda koşe başları olduğu gösteriyor kendini, kattıklarında aldıklarında, aynalarda, başlangıcımıza uzaklığımızda..

Karamsar mı iyimser mi belli olmayan girizgahı bir de üstüne hakimiyet sınırlarını büyük oranda pasifize ettikten 365 Gün Yaşam Üzerinesonra kalan birkaç boşluğu su misali kendi benlik ve irademizle doldurmak kalıyor galiba bir tek geriye.

Ta en başına dönünce veya sonuna uzanıp bakınca toprakta karar kılıyor varlığımız, yokluğumuz..  Bundandır derler kokusuna düşkünlüğü insanın mayasına hürmeten. O zaman yağmuru beklememeli Amazonda bir nefes değilse soluduğumuz. O halde mevsimidir taze kokulu çimenin, yuvarlan yuvarlan..

Toprağın üstünden bakınca dünyaya bulutların şekilden şekile dansı, durmaksızın dönüşü zamanı ucuzluğundan çıkarıp değeriyle sıkıştırır toprakla havanın arasına seni. Üzerindeki beraberliğinin bir mühletten veya bilmem kaç nefesten ibaret olduğunu eser farkındalığına papatyalara estiği kararca. Belki de kalktığında akşam deyip geçtiğin günbatımı kızıl bir gökyüzünden biraz daha fazlası olacaktır.

Koşturmalarının arasında kuş seslerini duyacak, onlarında yuvalarına dönüşüne ortak olacak kadar ülkelerse seni günün batışı, yenisine daha heyecanlı karşılayacaktır eminim.

Bu zamanların tadını çıkarmalı seneye aynı vakitlere dek. Mevsimlerin en taze yemyeşil kadifesine basılmalı, ıhlamurundan, hanımelisine derin derin koklanmalı, uğurböceğinden tavşanına dokunmalı, mavinin üstüne dağıtılmış yerinde duramayan pamuk bulutları, çizgisinden şaşmayan çalışkan karıncaları, bügünden yarına patlayan tomurcukları izlemeli, sırf horozun sesini duyabilmek için erkenden uyanmalı veya bir saka, martı veya kumru da olsa kulağımızdan bir uçumda geçip giden sesi anlamaya çalışarak dinlemeli, erik değil sadece; salatalığın, yeşil sarımsağın yeşil saçları uzamış taze soğanın, üzüme hazırlanan asmanın en minik yaprağının, uzun uzun çiğneyerek tadını almalı..

Erik Mevsimiİki uyku arasına iliklerimize işleyen anlardan oluşan kocaa bir gün sığdırmalı ki hiç değilse seneye bu vakte dek bugünlere “daha dün gibiydi” demek yerine devam eden bir filmin başrolün oynamış, bitmemiş bir hayat şarkısının notalarında kendi melodimizi kurmuş, sayfalardır sıkıcı devam eden hikayemize sürükleyici bir heyecan katmış olalım.

Olalım ki tekrar izlemeye değer 365 kareden oluşan bir film sahnemiz, 365 vuruşluk bir şarkı dizemiz, kitabımızda 365 sayfalık bir bölümümüz olsun.

Eriklerin tadı değişmese de, kese kağıtları gene saman rengi olsa da “hey gidi koca sene” anılarımızı tebessümle yad edip katır kutur yerken eriklerimiz çoktan bitmiş olsun.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir