Gri Ütopyası

Kırmızı, mavi, sarı, siyah, beyaz.. reklerini alır paletine ressam. Ve bin bir tondan oluşan bir şaheser ile çıkarır karşımıza bu renklerin buluşup, raks eyleyişini..
Binbir ton dedim ama uzmanlar dünyada kaç renk bulunur sorusuna “sonsuz” yanıtını veriyor. İnsan gözünün ise 1000 düzeyde siyah, 100 düzeyde kırmızı – yeşil ve 100 civarlarında sarı – mavi tonlarını görebildiğini tespit etmiştir. Bu da en az 1000 x 100 x 100 = 10.000.000 rengi kolaylıkla görebilmemiz demektir.
Işığın rengine, miktarına, diğer renklere göre farklılık arz eden bu renkler, acısına inat dünyanın tadı olmuş, insanoğlunu da balarısı gibi o renkten bu renge uçuştup durmuştur.
Her rengin bir manası, tesiri, hatta uğuru, büyüsü olduğuna dair türlü türlü araştırmalar, açıklamalar olmuş gündemden hiç uzaklaşmayan köklü bir mevzu haline gelmiştir.

Sayısız tonlarla bu kadar rengi görebilen insanların çoğu ise bilmezler ki canlılar arasında bu lütfa layık görülmüş ender türlerdendir. 
Aslında çoğu hayvanda renk körlüğü olduğunu -alakamdan olmalı- daha çocukluğumda öğrenmiş, oldukça şaşırmış ve onlar adına üzülmüştüm. Şimdilerde ise kendi köpeğim Karamel’ le özdeşim kurarak hayatı sadece gri tonlarında görsem ne olurdu diye düşünmeye başlayıp kendimce grinin tonlarıyla  bir çok canlıya bahşedilmiş tek renk olma özelliğine dayanaklar bulmaya çalışırken öznel yorumlarımla tüm evreni içine katarak bir gri ütopyası yaratmış oldum.
Şöyle ki;…
Düşündüm de renkler denildiğinde akla gelen kaçıncı renktir gri? Rengarenkliğin içinde acaba var mıdır onunda yeri, önemi? Renk paletinin üvey kardeşi, sessiz, zıtlıkların sebepsiz buluşma yeri, ev sahibi, bin bir rengin en suskun, en yoğun, en dolu ve belki de dünyaya en duyarlı hali.
Herkesin duygularını bölüp öbür renklere pay ettiği adaletsizlikte bile kendine bir anlam aramaya girişmeyecek kadar vakur,mağrur, her birinin karanlık yüzüne imzasını vuran gölgenin rengi gri…
Siyahla beyazdan gelir varlık sebebi. Beyaz; püri safi, tertemiz, lekesiz.. Ve siyah; biriktirdiklerini asice dile getiren, beyazdan başka hangi renkle karışsa içine hapseden karanlık zafer hiç yenilgisiz…
Kadim dünyada iki kutup olan iyimserliğin ve karamsarlığın arasında gidip gelen veya varlığı müddetince tek bir sınırında hüküm süren insanoğlunun doğum ile ölüm arasındaki hayatı da bakış açısı ile siyah – beyaz arasına sıkştırıp grilerde can bulmuş, ömür sürmüştür.
Kimi hayatı anne karnındaki karanlıktan doğarak başlatıp beyazlar içinde sonsuzluğa uğurlanan bedeniyle siyahtan beyaz bir yolculuk; kimi ise

stock-footage-balancing-balls-newton-s-cradle-seamless-loop

Newton Salıncağı – Gri Ütopyası

beyaz bir kundaktan kara toprağa geri dönüş olarak tanımlaması da tesadüf olmasa gerek hayatın siyah ile beyaz arasına sıkışmış gerçeğinde..
Geçmişler birikir zaman akıp gittikçe. Mutluluklarda hayat bulup hüzünlerde boğulur her insan. Kiminin güzel anıları çoktur kiminin güneşi kederle kapatan gölgeli soğukları. Her biri siyah – beyaz mazi olur sonunda topyekün griye çalan. Kimi açık grilerle geçer geçmişe kimi koyu kurşuni.. Beyaza bakan gülüşler, siyahi bulut dolu bakışlar.. Ve her biri içimize değen, bazısı delen birikim olur. Dostoyevski’ nin dediği gibi; ” Acı veya tatlı her anı bir ızdıraptır bugüne.” Güzeller geçti bitti, kötüler yıkıp geçti diye. Mazi de adı mazi olmadan önce renk renkti ancak bugüne bıraktığı her iz çeşit çeşit gri..
Her şeyin düze çıkması, miladını doldurması, tek bir ada nail olmasıydı gri. Terk edilmişliğin, yaşanmışlığın, canlılığın, bekleyişin, sabredişin, bitişin hatırından geçtiğimde parmağıma bıraktığı tozun rengi,
Güneşe siper olan, dolup dolup gözyaşına hazırlanan bulutun rengi,
İntikam, hırs, boşvermişlik uğruna alevlere katılmış son çırpınışların ardından, yandıkça içimizi daha çok yakan, etrafı kapladıkça içimizi dağlayan dumanın rengi, bir zamanlar varsa bile artık hiçliğe dönen külün rengi,  
Yin – yangın bir potada eriyip geride bıraktığı iyinin ve kötünün flu beraberliğinin karışım rengi,
Rengarenk kırların el etek çekildiğinde, güneş terk edip gittiğinde gölgelerde, karanlıklarda boğulan renklerin ayrımını yitirip renksizlikte eşitlik kazanan rengi,

Gri Ütopyası - Narin Altınay

Gri Ütopyası – Narin Altınay

Açılan her beyaz sayfaya geçen doğru yanlış notların kalemden bıraktığı kurşundan izin rengi,
Tarihe tanıklık, sahiplik eden tüm ihtişamı ile kendi dönemlerini süsleyen o devasa yapıtlardan bugüne kalan, bugünden ise yalnızca yarına kalanların anlayacağı o taştan yapıtların, kayaların, çakıl taşlarının ortak rengi,
Dünlere hapsolmaya mahkum, bugünün bitimlerinden sonra renk olmaktan çıkıp tonlarıyla anlam bulan giderek gölgeden karanlığa karışan geçmişin öbür adıdır gri.
Bir an’lık varlıkta, geçti geçiyorlarda, gelmeyecekmiş gibi beklenip dünlere karışan yarınlarda şu an’ın gerçek adıydı belki gri. Aynen ne renk olursa olsun sona doğru geldiğinde griye dönen bütün saç renkleri gibi, tarihin şahitleri bütün griler gibi.
Ve renklerin öbürleri, dünyanın yalanına, aldanmışlığına, insana verilmiş nefsin mezesi, hayvandan ayıran yüceliğin cıvıl cıvıl imtihanı belki.
Renkleri seven, vazgeçmeye gönüllü olmayacak biri olsamda fark ettim ki; renklerin hayata kattığına fazla anlamlar yüklenmiş yükleniyor. Hayat iki sınır arasında akıp giderken tonlar devinim halinde ancak bu devinime katılan her renk griye teslim olup ütopyaya tanımsız birer figüran olarak katılıyor.

Düşündüm, düşündüm…
Doğanın var ettiği, hele ki lütuf namında insanlığın gözlerine layık görülmüş renkler bir mucize belki, ama olmasalardı, varlıklarından haberdar olmasaydık griler de yetmez miydi aynı hazda yaşamaya, yaşamdan kesitleri tanımlamaya, anlaşılmaya? Arar mıydık siyah ve beyazın ortalarından hariç yeni bir biçim, farklı bir form? Her şey iki ucun arasında bir yerlerde var olmaz mı ki zaten? Matematikte sayı doğrusu eksi sonsuz-artı sonsuz arasındaki sayıları gösterdiğinde yeterli bulduysak, iki nokta arasından tek bir doğru geçtiğini kabul ettiysek hayatımıza hazır halde sunulmasalardı siyah ve beyazın dışında renklerin yokluğunu hisseder miydik gene?
Köpeğimden tek farkım bugünüme karışan renklerim. O renkler ise kum saatinden akma mecburiyetine teslim, aktıktan sonra hep aynı renge dönüyor. Ben mizacım gereği çokça bir siyahım bir beyaz. Dünlerimin grileşmişliği ve yarınlarımın belirsizliğiyle kendimi kendime, zamanın hızına karıştırdığımda ben de gerçeğin rengi gibi,
Sadece gri…
Köpeğimin gözlerinden yola çıktığım kendimi de içinde bulduğum dünyayı kendine benzeten egemen rengi gri gibi…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir