Hayal Gişesi

Çocuk ve Lunapark

Çocuk ve

Lunapark gişesinde bir çocuk..

Kaç geçmek bilmeyen, sabrını yaşından olgun terbiye ettiği ayın mükafata sırasını bırakan an…

Hepsi bunun içindi işte. Rüyalarına giren her oyuncağa, salıncağa hesapsızca ve limitsizce jetonu basıp beyler, masallardaki prensler gibi umarsızca kurulabilmek.

Nelerde vazgeçmemişti.. Aç kalmamıştı ama simidini, ekmeğini ayransız, meşrubatsız kuru kuruya yemişti kac zamandir. Hiç şikayetsiz hem de kaç kez. En sevdiklerinden olan boyama derslerini de üç dört boyayla idare edebilmişti. Öğretmeni zaten gücüne sınır olmaz dememiş miydi? Böylece her bulutun mavi olma görevi de bitmişti. Elindeki renklerle gücü jokerini kullanarak kırmızı toz bulutları da çizebilirdi. Pastel boyalar ise hiç elzem değildi. Renkler biraz donuk olsa da resim resimdi. Oradan da kim bilir kaç jeton parası ayırabilmişti.  Mesele yıllarca bir işkence haline dönüşmüş, birini seçerken diğerlerinden vazgeçmek olan  gişe önü kararsızlıklarını bir günlük, çok değil sadece bir günlük alt etmek, madem parasıyla o zaman para ile keyfi satın almaktı.

Lunapark'ta Bir Hayal

Lunapark’ta Bir Hayal

A h kaç kez bu anı yaşamıştı düşlerinde. Süre mi bitti hemen yeni jetonunu uzatacak süre dolduğunda değil, o istediğinde bitecekti. Zaten çarpışan arabanın dengesine ve ayarına anca bir jetonun sonuna doğru uyum sağlanabiliyordu. Ve bu kez en usta şoförlere taş çıkaracak kadar iyi sürecekti. Hatta isterse mavi arabadan inip turuncuyu da dört tekerleğinin üzerinde şahlandırabilecekti. Resim dersinde mavi boyasından vazgeçmişti ama karşılığında mavi bir arabası olacaktı. Hem de istediği kadar. Atlı karıncanın renkli, ışıklı, davetkar dönüşü de daha anlamlıydı artık. Beyaz attan hevesini alınca kırmızı at arabasında tura devam edecekti hatta isterse kendine göre olan yanıp sönen bankta aşağıda olanlara manidar bir selam çakacaktı. Elindeki boza ve leblebi tozu da çabası. Aklınca Pinokyo’yu bu vaatle kandıran kurnaz tilkinin oyunu gelmişti yine. Bu bölümü defalarca okumuş rengârenk ve müzikli lunaparkta hep kendini hayal etmişti. Ancak o Pinokyo gibi oyuna gelmemiş, yaramazlık yapmamış uzun, çok uzun süredir gönülden fedakârlığın haklı karşılığını almak istemişti.

Ve işte… sıra ondaydı. Canının çektiği tüm yiyecekleri alıp annesinin ellerini doldurduktan sonra yaklaşık bi beş dakikadır beklediği sıra ondaydı. Annesine açabildiği kadar kocaman el sallamış yüzündeki parlayan gülücükle gişe görevlisinin önündeki masaya paralarını boşaltmıştı.

Tam on yedi jeton! Evet on yedi jeton vermişti görevli şaşkın bir ifadeyle. Elbette ki en çok eğlenecek çocuk onun

Lunapark ve Hayaller

Lunapark ve Hayaller

gözünde de kendisiydi bu gece. Koşarak annesine paralarının yerini jeton almış karton kutusunu salladı şıngırdatarak. Annesi onun kadar heyecanlı değildi. Dahası bu kadar jeton onun için gereksizdi ama oğlunun kendine belirlediği hayali kendi imkanlarıyla ve uğraşıyla gerçekleştirme tercihine bir çocukluk anısı hediye etmek uğruna saygı göstermişti.  Onun içinde zaten bu kadarı yeterliydi. Kızmasın, söylenmesin, el sallarken karşılığını gülücükler eşliğinde alsın, bakışlarını kaçırmasın başka ne isterdi. Zaten annesi en sevdiği kıyafetlerini yıkayıp ütülemiş, özenle giydirmiş, sevincine ortak olmuştu. Bu bile beklediğinin ötesiydi.

İlk olarak tercihi yaşına ve cesaretine ilk göz kırpan eteklerinde savrulacağı, bir yükselip bir alçalacağı balerin oldu. Ağzını hemen eriyecek olan bir avuç pamuk şekeri ile doldurup yapışkan dudaklarıyla annesine bir öpücük kondurup güvenlik kemerini takması için görevli amcaya emanet edip uçuşa hazır pır pır yüreğinin sesini memnuniyetle dinledi. Gözlerini kapayıp kendini müziğe verdi. Hayaller için boşluğa teşekkür etti. Kime gitmesi gerekiyorsa o mutlaka boslukta bulup teşekkürünü kabul  edecekti. Giderek hızlanan balerin rüyalarından daha çok etkilemişti onu. Silkelenerek, düşüyormuş hissiyle uyanmak bile bu kadar hızlı attırmamıştı kalbini. Yaşamak, mutluluk … ne kadar da güzel şeylerdi.

Anne ve Çocuk

Anne ve Çocuk

Durmaya hazırlanan, giderek yavaşlayan balerinden görüntü netleşiyor, annesinin yüzünde tanımlayamadığı bir ifade belirginleşiyordu. İnmeye saniyeler kala merak iyice benliğini esir almıştı.  Merdivenlere yönelenin ilk annesi olduğuna bakılırsa söyleyeceği yada kızacağı bir şey olmalıydı. Oysa tembihlediği gibi sıkı sıkı tutunmuş elini hiç emniyet kolundan ayırmamıştı.  Bir şey olmuştu. Annesi iki saniye bile yerinde duramadığına göre mühim bir şey vardı söyleyeceği. “Çabuk, çabuk, çabuk .. gidiyoruz.” Dedi. Elini iyice avuclayarak. “Ama..?” diyebildi sadece gözlerinin buğusu sözlerinin devamini esir alarak. Zaten duyacağı hiçbir şey ikna edici olmayacaktı. Nitekim öyle de oldu. Avusturya’dan sürpriz yaptığını zanneden halası mı olacaktı meğer tam da bugünü bulan? Ne kendi yaşındaki kuzenleri, ne kendisini bekleyen rengarenk hediye ve şekerleme paketleri bugünün telafisi olamazdı.  Kapının önüne yığdıkları bavullar veya dışarıda kalmaları bir sebep olamazdı. Normalde sevinçten havalara uçacağı bu haber şimdi bundan çok canını acıtamazdı. Mutsuz bir palyaço kadar, hüzünlü biten bir çizgi film kadar, aslında olmayacağını çok iyi bildiği kırmızı bulutlar kadar saçmaydı. Hiç değilse mavi çarpışan arabaya binmek isterse annesi buna müsaade ederdi, biliyordu. Beklerdi. Ama hayallerindeki günü tamamlayamadıktan, doyana kadar devam edemedikten sonra diğer lunapark günlerinden ne farkı kalmıştı. Karanlıkta süslediği hayallerine gölge düştükten sonra yanıp sönen ışıkların şimdiden sonra ne anlamı kalmıştı. Annesinin acımayla karışık sevgi dolu bakışlarına ve telaşına su serpmek için titreyen sesiyle “peki” yanıtını verdi. Tekrarı için annesinin türlü sevecen vaadleri bir teselli değildi artık, ancak annesini üzmek yersizdi akarsa şayet yanaklarını yakacağını bildiği gözyaşlarıyla.

Aylardır kendi kurduğu oyun, kendi çabaladığı bir düş yoluydu bu. Gişede baslayan zafer, çıkışa giden yönde yenilgisi

Hayal Dunyamızda Kalanlar

Hayal Dunyamızda Kalanlar

olmuştu.  Bugünün tarihi basılan biletlerse yarın için sadece anlamsız bir kağıt parçası olacaktı. Bir an düşündü ve annesinin yanında hızlı adımlarla ilerledi, bir şey söylemeden. Heyecanla salıncakları izleyen yoksulca bir çocuğun avucuna kalan on altı jetonu bıraktı ve annesinin ardından ne açıkladığını umursamadan güle güle tabelasının altına attı kendini daha fazla tutamadan, katıla katıla ağlayarak.

Normalde onu en çok mutlu edecek şeylerden biri bugün sadece hayaline değil hayatına tesir etmiş silinmez bir lekeydi.

Ve onun uğraşı, sabrı ve arzusuyla hak ettiği bir gece kendi için bir felakete dönüşse de bir başka çocuğun hayatına artık kocaman bir mucizeydi. Aklına matematikteki saatler konusu geldi. O gün görüntü ve gerçek arasındaki çelişki çok garip gelmişti. Saat 1’i gösteriyorken akrep ve yelkovanın şekli 1’in tam tersiydi. İşte şimdi anlıyordu sanki, hayalleri saat 1, kendi yığılmış hali akreple yelkovanın saatin üzerindeki ters dönmüş görüntüsü gibiydi.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir