Körebe

6BA604F7-9CC7-4E7E-9581-CF1EB63AE533

Yaygın bir yanılışa göre kötülüğün eşgali; koşulsuz şartsız can yakmaya kararlı etrafımızda kol gezen eşkıya, aç bir kurt, kan avcısı bir kene, halihazırda vücut bulmuş evsiz yurtsuz, kendine konak arayan bir virüs, kapanını kurup yolu ilk düşeni ellerini ovuşturarak bekleyen hain bir avcı, odunu içine sinsice yığıp içindeki alevle od olmayı bekleyen gözü dönmüş kundakçı..

Bundan olacak ki kötü bir şey, kötü her şey, bir başkasının ruhuna, yaşama sevincine blok koyduğunda, ocağında kök salmaya niyetli bir incir ağacı fidanı ve yolunda gaddar bir tefeci olduğunda, ağız tadını, huzurunu, konforunu parça parça kurbanından aldığında buna tanık olan üçüncü şahıslar, üzüntüsüne gönülden ortak olmuş birkaç diğeri dışında, çekirdeğinde istemsiz bir haz ve rahatlama olan “vah vah” lar kabuğuyla örtünürler. Öyle ya bir kez kalabalığa karışmış ve birinin hayatını mahvetmeden gitmeyecek olan kara gün habercisi bahtsız durum seçtiği kurbanın başına gelmeseydi onun başına gelecekti, gelebilirdi. Çünkü o da aslında bir kurban olma olasılığı olan her insan  gibiydi. Herkesin talihi herkes kadar, herkesin riski herkesinkiyle birdi. O yüzden diğer herkesin fırtınası da, kendi yakın geleceğinde ucundan dönülmüş, ucuz yırtılmış, gelmeden önlenmiş bir felaket, başkasından alınan bu kötü haber de onlar için bir müdet daha garantili kurtuluşun çağrısıdır.

Yani çoğu için böyledir. , ,

Ne mutludur o halde o ebeye yakalanmamak, pençesine düşen olmamak. O oyunda da hatırlarsınız yakalanmış kişiye, talihsizliğe esir düşene yapıldığı gibi ağıtlar yakılmaz, feryat figan yardımına koşulmaz, sadece oyuna devam edilir yeni kurban olmamak uğruna.

Gerçek hayatta da böyledir.

Hayır hayır değildir. Olmamalıdır.

Sonuçta bu oyun körebe değil gizem dolu bir bilinmezdir ve dengeler arası denklem bu kadar basit değildir.

Yok ama maalesef gayet de böyledir.

Yani kısmen, çoğu için, temelde ama en temelde…

İşte tam da bunun gibi bir şeydir. Böyle olanlarınsa birazı utana sıkıla da olsa ayıbını bilir, birazı bilmezden gelir, birazının da bilemeyeceği kadar derinlerindedir.

Oysa ne öyledir ne de böyle.

Evet su götürmez şekilde hayat iyiliğin ve kötülüğün hep var olduğu, zaman zaman birinin birine üstün geldiği ama sürekli başa baş koşturan bir düello mecrasıdır. İyi olan her şey gibi kötülük de farklı suretlerde farklı ihtimallerde varoluşun mevcudiyeti kadarınca kendi varlığını sürdürecektir. Tabi bu genel çerçevede en tepedeki tanım ifadesinde ona ayrılmış kabaca konumlanışı, yuvalanışı, gaspıdır bir nevi hayatta.

Kendi yoluna düşen bir taş olmamasının, yaşadığı müddetçe kendisini bulmamasının verdiği huzur dışında başkasını hedef alması da duruma göre kazanca dönüşebilir basit tıynette insanlar için. Çünkü pür beyaz kalmak kimse için mümkün olamadığından hayatlarına, geçmişlerine, mevcut ve kalıcı gerçeklerine bulaşıp bulandırmış, masum benliğini grileştirmiş deneyimler ve talihsizlikleri sil baştan düzeltmek mümkün değilse artık grilerin beyazmış gibi görünmesi için kendisinden daha gri, daha karanlık, daha siyah örneklere ihtiyacı vardır. Tam da sütü beyaz sanan bir çocuğun karbeyazı gördüğünde artık sütün beyazından şüpheye düştüğü gibi. Bu olumsuz ters yüz beyazın yerini siyah aldığında lehine esen bir ılık rahatlamaya dönüşecektir. Halk dilinde de tabiri “beterin beteri var bu da bişey mi”, “tek derdim kusurum bu olsun, neleri var neleri!” minvalinde iç hesaplaşmasına bir damla serin su, elalem mahkemesinde hafifleştirilmiş ceza kararı ile tatlı bir aklanış olacaktır. başkasının zayıf noktaları ve başına gelen haller de dosyasında maddeler dökümünde nema olarak kendi yoluna ışık olacaktır.

Talihsizliğin bin türlüsü ezelden beri sonu gelmeyesiye tekrarladığı için varlığını sürdürmesi de -en azından bizi ilgilendiren kadarıyla– insanlık var oldukça, onun miadına katılacağı tasdikli bir senettir. Ve elbette dört bucak çevremizde dolaşması, ablukaya alması, hatta zaman zaman çapını daraltması, her an boğabilecekmiş gibi sıkıştırıp nefesini kesmesi bile muhtemel bir gerçektir. Ancak sıkıntının aslı ve korkunun özü bu kaygının kendisi değil, konaklamak için seçeceği hayatın birebir kendisininkiyle eşleşmesi, yani etrafta hatta eşrafta fazla bilindik bir sancının tam da kişiyi hedefe almasıdır.

Bundan olacak ki çevreden duymak, başına gelmesinden daha tercih edilesidir. Bundan daha büyük oran bilinçaltından veya istemsiz libido dürtüsünden bu sesin yankılanması ancak çirkin bir haz haline gelen içtepinin merhametle, acımayla ters yönde baskılanmasıdır. Çünkü bu oyun bir körebe oyunu.

Kötü;tebdil-i kıyafet dolaşan gözü bağlı ebe, kötülük; oyunun tadını feci halde kaçıracak, belki sonunu bile getirecek bir oyundur doğarak içine girmiş bulunduğumuz. Ve kötü; yamacımızda bir memba, kötülük ise eninde sonunda birinin başından aşağı dökülecek kaynak sudur.

Kötüye sevinilmez. Başka birinin ocağına düşen yasa, hüzne ise asla. Etik, insanlık, vicdan, hiçbir erdem bunu kabul etmez. Berrak bir bir ruhun puslanması, hür bir kişiliğin yozlaşması sonucunu bırakır yoksa elde. Kabul görmeyenle yüzleşmek ego bütünlüğünü bozacağından ya aynalar flulaştırılır ya bilinç yüzeyine taşmış gerçekler.

Oysa gerek yoktur aslında hiçbirine az önce de dediğim gibi. Bu değildir çünkü mevzunun basit matematiği. Ve hatta matematik bile değildir zaten hayat. Matematik plan ve program oluşturma aşamasında bize yardımcı olan öngörü düzeneğidir. Ve tabi çözülmesi mümkün olmayan hayatın gizemli felsefesiyle giriftleşmiş mantıkta her zaman bir yere oturmayan, sebep sonuçlardan biraz fazlasıdır da. Eksiği olması da muhtemeldir pek tabii matematiğin önündeki reverans, hayatın dengesizliğinde boyun eğişe dönüşür bu sebeple.

Çözülemeyen gizem itaati gerekli kılar zira esareti altında.

Yine de çok az insan için bu talihsiz ihtimaller mevcut olmakla beraber mecbur değildir tutsak kalabalıklara. Kara talih ebe değildir yani aslında, kurt değildir, karabasan, zalim avcı, kaynama noktasının sınırını aşmış bir lav değildir peşimizden kovalayan. Bizi yakalamaması için önümüzdekini yutması, yok etmesi şart değildir. Kötülük vardır ve başka suretlerde veya çok nadir seyrinde varlığını bizle beraber etrafımıza bulaşmadan da koruyabilir. Nefesi bir nefeslik mesafede belki de değildir. Kendisinin esir düşmemesi için bilindik simaları feda etmek, filelerin altında bir av olarak izlemek de kişisel kurtuluşla alakasız ve ilişkisizdir aslında. Dolayısıyla bağlantı kurup o anlık kişiyi direkt bağlamazlığına tatmin olmak yanılıştır ve yanlıştır.

Bu yaygın yanılışta insanın içindeki bencilliğin insanlığının üzerini perde olarak örten id’sel gerçeğidir. Ve nicelik hesabı yapan ya da öyle sanan diğerleri hesabın tutması adına her duyduğu kara haberde de bir sayı daha riskini azaltacağını sanıp çentiği başkasına atarak hedonist bir tutumla rahatlayacaktır bulanık bilincinin altından.

Sonuç olarak şahit olduğum, şaşıp kaldığım “bizim de başımıza gelebilirdi ucuz kurtulduk” , “vay yazık Allah yardımcısı olsun ama bizim başımıza gelse daha mı iyi olacaktı” , “neyse ki çoluğu çocuğu ardında gözü yaşlı bırakacağı çok kalabalıkları yoktu, öylesini bulacağına.. hiçç..” ,  rahatlayış ve şükranların temelini sorguladığımda onlarca yıllık gözlemim beni bu çıkarımlara ulaştırdı. Kötülük kol gezen bir felaket, mutlaka birini bulacak, o zaman bizi bulmasın yeter. Ya da en zayıf halkayı bulsun, madem kopacak oradan kopsun. Zayıfa ve candan uzak olana gelen her felaket de bu anlamda tatsız olsa da terazinin doğru kefesi olduğundan derin bir nefes alıyor ve ne diyorduk; hımm.. sanırım sadece şu kadardı: “vah vah…. Allah yardımcısı olsun!”

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir