Medeni Kanun’un Kanatlarında (!) Bir Özgecan

medeni_kanunun_kanatlarinda_ozgecanBugün 17 Şubat. 89 yıl evvel meclisimizde kabul edilen Türk Kanunu ‘Medenisi’nin yıldönümü… Bin bir zahmet ve araştırılan en güzel örneklerle ‘budur’ dediğimiz, kadınlara çoğu münhasır medeniyetlerden  önce özgürlükler sunduğumuz,  gururumuz, hukukumuz…

Kadınlara eşit haklar, hürriyetler getiren hatta daha da adil seviyelere taşınıp 2002’de yeni haliyle bize kol kanat geren sığınağımız ne de güzel ve şık duruyordur tozlu raflarda. Ütopya tutkunlarına layık özel eşitlik maddelerimiz var bizim hali hazırda.

Günler önce –henüz bir hafta bile  geçmemiş olan- ‘kadın tacizi’ mi, ‘cinayeti’ mi, ‘işkencesi mi’, ‘vahşeti’ mi..tanımlamasını hiçbir yerlere koyamadığım iğrenç kelimesinin çok elit kalacağı olayla yer yerinden oynadı güzel  ülkemin kuru medeniyetinde.

Yüzlerce defa duydu kulaklarımız belki birkaç gün içinde. Ama günler geçti, yine, ne yazık ki yine azalıyor sayısı bu adın, olayın. Bu da birkaç günlük gündem konusu olup arşive kaldırılacak çoğu iletişim kanalında, adalet sarayında, vicdanda, hatırda…

Bir gün. Sadece bir gün siyah giydik, kilometrelerce yürüdük, lanet ede ede söylendik… Zaten bizim nazarımızda eleştiriden başka neyimiz var ki kaybettiğimiz ÖzgeCAN için.

Korkular yaşaya yaşaya can verdi  ve ardında yeni korkular bıraktı. Yaşadıklarından sonra belki de ölmeyi seçecekti ama ona bile kararı kendi veremedi. Güya seçme hakkı vardı kadınların, o ise yaşamayı bile seçemedi. Medeni kişiler içindeki yabaniler mi azınlık olan yoksa yabanilere sunulmuş beyhude bir mi irdelenmesi gereken sorgulamaya mecbur bırakıyor yine bizi.

Suçlarımız, sessizliklerimiz, gereksiz seslerimiz hep oldu halkça bizim. Birileri erkekliğin yüceliğini anlattı, şımarttı durdu, birileri bel altı küfürlerine göz yumdu, yutkundu, birileri’ fizyolojik gereksinim’ aldanmacası yaratıp yarattığına inandı, bağışladı… Önce kültür yüceltti sonra yücelttiğini canı yandıkça lanetledi ama bitmedi. Bu kısır döngü gövde gösterisiyle devam etti durdu. Giderek halkın sesi susturamaz, önünü alamaz noktaya gelindi. Tek çıkış kapısı hukuk vardı o da bazen işledi bazen işlemedi, işletilmedi. Kimi kimvurduya gitti, kimi mahremiyete, töreye girdi hukuk eli bile değmedi. Faili meçhuller, zanlılar, katiller, caniler biraz koğuş havası alıp kendi aleminde sözüm ona kahraman olarak aramıza tekrar karıştı.

Kötülükleri yedi cihana yetecek bu oluşumların, yaratıkların da dünyaya geldiği gün yüzü gülenler oldu belki. Ne garip, ne acı… tekrar hatırımda çınlayan o söz: tersine dünya… Dünyaya lanet getiren ama birilerinin de evlat deyip bağrına basanların karşısında evladından olan, acısı sönmeksizin bağrına taş basmak zorunda kalan masum ana-babalar… ‘adaletin bu mu dünya?’ isyanlarını duyar gibi olduğum haykırışlar bir yandan ‘nerde bu adalet?’ teselli arayışları öbür yandan.

Bugün 17 Şubat… Medeniyetle tanışma, medeniyete karışma yıldönümümüz hukuki alanda. Kadınların da nihayet ‘birey’ kabul edildiği, yasal eşitliğin verildiği medar-ı iftiharımız yeniliğin 89.yıldönümündeki gündemi!

Şimdi biz neyi kutlayalım? Adaleti mi? Medeniyeti mi?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir