Nedirizm

“Günümüzün felsefelerinden olan…” diye başlanabilecek bir konu olsa da tam olarak evveliyatını bilmediğim için süregelen -demem daha uygun- bir anlam çıkmazına götüren nedircilik felsefesine kalem kağıt karalamak istedim biraz.

ki bu diyeceksiniz. Ben yakıştırdım tek kelime altında toplayarak üyelerini, henüz literatürde yerini bulmuş değil ama bir fütürist, bir nihilist gibi belirgin ve ayırıcı özelliklere sahip, tanık olundukça sempatik karşılanan ve evet ben de bunlardan biriyim gerçekten diyerek grup dinamiğini güçlendiren sayıları giderek çoğalan nediristler dikkat kadrajıma girmeye başladı.

Öncelikle şunu söylemek isterim ki her kendi içinde sağlam diyalektikler barındırdığı için kişinin özgün düşünce dünyasında izdüşümler içermemesi felsefeyi silikleştirmez ya da değersizleştirmez. Ben de farklı niteliklerinden doğmuş uydurma bir tema altında ele alacak olsam da eleştirmek adına değil sadece yaşantı dünyamda benzer özellikleriyle bir kümeye sığdırdığımı fark ettiğim abartılı ve keskin yargılara hapsolmuş hale gelenler için yazmış olacağım.

Nedirizim felsefesinin daha çok realizmle beslendiğini düşünür savunanları. Bahsedilen gerçeklik bizzat kendi hayatlarından örnekler olduğu için de iddiaları bir hayli kuvvetlidir. Bilgi kaynağını neden-sonuç bağlamından ele alır ve çokça tek eşleşmeden bile yargıya varılıp hükümler kolaylıkla verilir. Empirik bilgilerden edinilen süje-obje bağıntısı veya olay örgüsü kolaylıkla evrensel emsallerinden arındırılmış bir şekilde  tümevardırılabilir. Ve sonuç olarak herbiri yaşayan efsane olan kişilerin derin analizlerine dayanan nihai tanımlarına sıklıkla kulak verilebilir:Nedirizm Felsefesi

“Huzur nedir aslında biliyor musun?”

“Vefa dediğin şey özünde nedir bilir misin evlat?”

“Dostluk!… Gerçek dostluk nedir söyleyeyim mi sana?”

“Ayrılık. Ah ayrılık! Sen ayrılık nedir bilir misin, bak dinle…”

sayısız örnekleriyle içini doldurduğun kavram ve olguları başka birinin hayatında tamamen veya kısmen deneyimlemesinin zaman içinde aldığı demle karşılaştırmak zorunda kalırsın.

“Ben bu boyutunu yaşamamıştım.” diye düşünürsün belki ama şu muktedir şemanın içine sığdıramadığın izlerinin hürmetine “yok ben böyle bir çıkarım elde etmedim.” de diyemezsin.

Net bir ifadeden sonra net restlerin olamayacaksa zaten belki de yapmaman daha doğrudur, bilemiyorum😊

Önce yaşın çıkar karşına zaten; yaşça senden büyük bir nedirist,

-“Sen daha ne yaşadın ki evlat?” Diye soracaktır sana. Aynı yaş grubunda olsan:

-“Hayat sana altın tepside sunmuş hayatı sen ne bileceksin?” de duymak var ama.

Hepsinin üzerine kabul edip;

-“ Ooo daha da beter. Keşke senin dediğin kadar olsa.” Diye cevap versen,

-“Hop, o kadar da değil! İçini karartma. Kaderden ötesi yok. Hem umut hep vardır, keskin sirke küpüne zarar” da denilebilir.

Kısaca bu akımın üyelerinin sohbetlerine fazlası ve eksiğiyle su katmamalı, tastamam dozunda dinlemelisin. Çünkü eksiği ve fazlası yoktur. Onun dediği tonda, onun yaşadığı dozda, ona yazılmış sonun sonucundadır.

Genellikle soyut duygular somut anlaşılabilirlikler kılıflara büründürüleceği gibi bazen de somut bir kavram soyut bir hikayeye dönüşmüş olabilir:

“Yol dediğin nedir bilir misin?

-İlk adımını  attuktan sonra pusulanın bile yönünü bulmanda yardımcı olamadığı dönüp durduğun girdaptır aslında. Selamete erip eremeyeceğin ise ……….. (kendi başına gelenler, şahit olduğu yanmışlıklarla doludur buralar) bağlıdır.”

Yola yeni tanım yapmak ve soyut algılarındaki farklı benzetimler şu saatten sonra kumdan kaleleri devirmek olacaktır.

Bu felsefedeki kişiler sır vermeyi de çok severler. Herkese verirler ama hepsi kişiye özel ilk kez orada sandıktan açılmış pek nadide öğütlerdir. Almaya bak; yoksa aymaz, ukala, kibirli ve sevimsiz olabilirsin.

Bir hadiseden olumlu/olumsuz ne derecede etkilenmen gerektiğini, etkilerini ne kadar süreyle yaşamanın münasip olduğunu, hangi analoglarla teselli bulacağını, kendi içindeki sesi nasıl konuşturacağını, dört duvar arasındaki yalnız monologlarını, dosta ve düşmana ayrı ağızlı diyaloglarını vs. tamamen tüyo alabilir, aydınlanma yaşayabilirsin evlat😊

Kişilik tahlili yapacak lisansım ve yetkinliğim olmasa da egosantrik, benmerkezci ve empati yetersizliğine sahip olduklarını düşündüğümü not düşmeden geçemeyeceğim. H erkesin algı ve duygu dünyasının farklı olup, sınırlarını, ilkelerini, değerlerini farklı suretlerde etkileyebileceğini, yer bulabileceğini göz önünde bulundurmayı ihmal ettiklerini düşünüyorum.

Yazımı bitirmeden;

32 yıldır yaşayıp beynimin derinlerine, kalbime, iliklerime kadar işleyen birçok duygunun ve yaşadığım olayın birkaçının çalakalem naçizane üstü kapalı yazınsal dışavurumu dışında efil efil yaşanmışlık kokan, kanun hükmünde beylik tanımlarını hala yapamamam beni derinden sarsmakta😊 pek çok bağımsız değer yargısı için bile “bana göre” diye başlamaksızın cüretkar tanımlarını yapamam. Ama böyle bir yazıya da bir tanım ve öğüt vermeden noktayı koymak istemiyorum:

Hayat nedir bilir misiniz gençler?

Hakla, haklılıkla, azimle veya umutla, parayla ya da sırayla şekil almayan bir an sonrası belirsiz, hesap sorma, sorguya çekilme denetimlerinden muaf, lanetlere de minnetlere de sağır, dilsiz ve umarsız, kişiye özel ve hiçbir gerekçesiz belirlenen değişken bir zaman kesitidir.

Ve bir de hiç sevmediğim öğütlerden bir tane almak isterseniz benden;

Siz siz olun artık ‘oldum’ veya ‘öldüm’ sanmayın. Bitmeden bitmez hayat; sonsuz bir karanlık veya aydınlık da garanti etmez.

Yaşamadığınız şeyler hakkında kolaylıkla konuşmayın ve yaşadıklarınızı da nicel cümlelere niteliğini karşılamayan ifadelerle sığdırmaya, ille de insanlara sunmaya zorlamayın.

Naçizane tanımlar ve öğütler içerikli sonsöz bölümünü de okuduysanız sizlerin de akıl alanlarınız çok olsun diyor, teşekkürlerimi sunuyorum.:)

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir