Nisan Yağmurları

Nisan Yağmurları

Nisan Yağmurları

Her mevsimin karakteristik güzelliklerinden keyif alan, güzelliğiyle beraber kaoslarının, keşmekeşinin, getirdiklerinin ve ne yazık ki doğanın bu yüzden yitirdiklerinin bazen coşku bazen hüzünle bilfiil seyircisi olarak; şimdilerde kış-bahar karışımı bir limoni bir şekerli şu havalarda bugün baharın sert esintisi efsunlu bir göl olan İznik kıyılarında dokunup vesile oldu dilsiz bekleyen düşüncelerimin nisan yağmurları misali kelime kelime kendi lisanınca dile gelişine.

Muhakkak ki her düşünce kolay kolay ifade bulamaz günlük cümlelerimizde ancak İznik’in tarihiyle ve bugüne kadar gelebilmiş büyülü havasıyla buluşunca kendiliğinden dökülüverdi kağıda sanki söylenmek için yağmuru bekleyen cümlelerim.

Adım attığımda önce Roma’dan kalan tarihi ile aklımda o dönemde göl kıyısında gezinen kral

Nisan Yağmuru - İznik Gölü

Nisan Yağmuru – İznik Gölü

ve kraliçelerin silüetlerini, Osmanlı’nın başkentinde şanlı hükümdarların, sultanların kendi topraklarındaki gururlu saltanatlarının düşlerimde canlanışını izlerken rüzgarın eşsiz ahengiyle savurduğum saçlarımda hissedişimle belirdi nisan yağmurları.

Kimi damlalar saçımı okşarcasına başımdan aşağıya, kimi tokalaşırcasına ellerime düşüp selamladı adeta beni. Ve ben huzur dolu bir tebessümle karşılık verdim başımı kaldırıp devamını göndereceği besbelli mavi-gri pamuksu bulutlara.

Damlaların suda bıraktığı ve titrek titrek giderek büyüdüğü daireler birbirine çarpıp yenisine yer açarken topraktan gelen bahar kokusu adeta bir şölene davet etmekte izini sürene, tadını bilene…

Toprak diriliştir, kimine ise her dirilişin son bulacağı yerdir. Ama bahardaki kokusu neredeyse herkeste ilkiyle özdeşleşir. Zira yağmurun tanımı da nisanda bir başkadır. Kaynaktır nisan yağmurları canlılığa, tazeliğe, yeniliğe…

Ve devamı için hafızamı didiklememe gerek kalmadan belde sakinlerinden biri  elinde yayvan leğeni ile bahçesine düşen yağmurun altına çıkarmasıyla çıkıyor bildiklerim gün yüzüne… Hopp, aklıma ‘nisan tası’ geliveriyor İznik serüveninin başlangıcındaki düşüncelerime atıfta bulunarak. Osmanlı zamanları saraya ilk nisan yağmuru suyunu biriktirip bir tasla padişaha sunan saray görevlilerine birer akçe bahşiş verilirmiş. Biriktirilen bu kaba da ‘nisan tası’ derlermiş ilk doluma nail olmayı bekleyen kişilere sunulan bir ürün olarak. Ne güzel bugün de tarihin bile imza attığı kıymetleri bilene, faydalanabilene…

İznik Serüveni

İznik Serüveni

Bu duyarlı teyze belki verandasının altındaki rengarenk çiçeklerine, belki umutla daha genç kalmaya niyetli kendisine, belki çok sevdiği başka birisine biriktiriyor bu değerli damlacıkları. Oysa biz hayatın koşturmasına düşüp ne kolay isyan ediyoruz yağmurun çamuruna, çilesine… Şemsiyeler elimizde açmaya hazır ikinci bir damlanın hezimetini beklemiyor aslında her damlasında doğanın içinde kullanılabilen saf mineral olan demir’i bünyemize bu kadar karşılıksız sunduğunu ya unutuyor ya da belki hala bilmiyoruz. Kimbilir belki de karşılıksız bir faydanın olmadığına çokça inandırdık kendimizi insanların bencilliğine kapılıp gardımızı almaktan. Ve bir de doğadan ayrışıp doğaldan uzaklaşıp eczanelerde şifa arayalı az da olmadı hani evveliyatımızda.

Hadislerde, rivayetlerde, niyetlerde, hikayelerde, yağmurların içinde bir başkadır nisan ayında düşenleri. 14 Nisan’dan  14 Mayıs’a kadar devam eden bu yağmurlara ‘nisan yağmurları’ denmesinin sebebi ise Hicri takvimde başlangıç ve bitiş sürelerinin Nisan ayına denk gelmesidir.

Ancak doğanın mucizelerini bekleyen canlılar var, duyarsız insanların aksine. Derler ki sular içinde yüzen balıklar bile nisan ayında yüzeye yaklaşıp bu nimetten faydalanmaya çalışırmış. Bir canlı tarafından yaratılan tek mücevher olan ‘inci’ bile kaynağını bu ayın yağmurlarından

İnci -Nisan Yağmuru

İnci -Nisan Yağmuru

alırmış. Bütün bir yıl suda öylece bekleyen istiridye nisan ayında kıyıya çıkar gelecek bir damla yağmuru beklermiş tek bir inci tanesine sahip olabilmek için. Ve o istiridye ne kadar kanaatkar davranır ise incisi o kadar  yuvarlak, o kadar makbul olurmuş. Damlalarca su alıp derinliğine geri dönerse de bir o kadar eğri büğrü inciler verirmiş adeta insanlığa tokgözlülük dersi vermek istercesine. Belki de doğadan öğreneceğimiz daha çok şey var bir istiridyenin gizemli yaradılış amacı gibi. Elbette tek inciye değil sebep nisan yağmurları. Yazık ki bu nisan damlası bir yılanın ağzına düşerse de zehir olurmuş denilene göre.

Allah’ın nimeti zaten herkeste kendi fıtratına göre vuku bulmaz mı ki? Nimet hep aynı nimet ama kimi alır zehreder kimi ihsanından lütuf eyler.

Ben tarihe, doğanın sesine kulak vermişken çiseleyip geçen birkaç yağmur damlasına biat eden İznik’in kıymet bilen bu sakini odağımı, dimağımı yağmura çevirdi farkında olmadan. Aslında büyük etken bu olsa da toprağın herkese kendini sevdiren karakterisitik  kokusu, üzerinde hemen beliriveren boğum boğum solucanları, denizle buluşma şıpırtıları, hangi mevsim olursa olsun serin esintisi eminin yine de asla kayıtsız bırakmazdı beni.

Nisan Yağmuru

Nisan Yağmuru

Bir yandan düşünüp bir yandan keyfini içime çekerken yağmuru konu almış onlarca şarkı çalmaya başladı sırayla aklımın içinde. Fark ettim ki hatırladığım hiçbir şarkıda canlıya, çiftçiye, mahsule, toprağa olan şöleni değil en iyi ihtimalle aşka bir ara sıcak ama çokça da ayrılığa katık edilen hüzün yüzü yansımış ezgilere:

“…Gece yarısında eski yağmurlar şarkı söylüyorlar sessiz usulca, özlediğim şimdi çok uzaklarda…”

“Yağmur çok uzaklardan çağırıyor gelirsen severim diyor…”

“Yağmur geri verecek buharlaşan sevgimizi…”

“Hiçkimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur…”

“Bu sabah yağmur var İstanbul’da, gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye…”

“Yağmurun sesine bak, aşka davet ediyor cama vuran her damla beni harap ediyor…”

Yağmurun sesinin büyüsünü zihnimin de ilaveten süslediği bu ezgiler ve saçlarıma dökülmesine izin verdiğim damlalar daha da hissettirdi bana kendini hızlanışıyla.

Kendi halinde bir okur/yazar olarak çantamdan eksik etmediğim küçük not defterim olmasaydı bu duygularımı eve kadar aynı yoğunlukta ve berraklıkta taşıyabilir miydim bilmiyorum ama İznik’in derin mazisi ve gölünün buğulu manzarasına nazır yağmurun da hesaba katmadığım ziyareti birleşince notlarıma bunlar dökülüverdi daha binlercesinin dolaştığı düşüncelerimden, duygularıma armağan ettiklerinden…

Devamını yağmurun çisentisine ve doğanın yağmura kucak açışına tüm algılarımı katarak ve içime güzelliklerini damıtarak izlemek üzere kendime saklıyorum.

Bir sonraki duygu veya düşünce buluşmasına kadar nisan yağmurlarının mucizelerini üzerinize tek tek düşürmesine müsaade edin, doğanın içinde doğal , hayat yolculuğunuzda hoşça kalın…

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir