Terbiyesiz Karışık Çorba

Mutluluk ve Yaşamak

Mutluluk ve Yaşamak

En güzel çorbanın bile tadı terbiyesinde saklı ama akı da karası da yoğurt-yumurta davası.

Oysa hayatın davası kömür ateşi sofrası. Terbiyesi is karasından, tadı korunda demlenip kıvam alan tarafından…

Çorbayı terbiyesiz, çayı demsiz içersin de ‘beni bırakın çiğ kalayım,  tek geldim yekpare bir kalp gideyim.’ diyemezsin.

Sorsalar istemezsin sardığın yerlerden yaralanmayı tekrar tekrar.

Buyur sen seç deseler muhakkak en inciteni seçmezsin. Saplandığın yerden dört bir yanı sana yabancı pür mutluluk manzaralı bulunduğun dipten zirveye seyrine razı gelmezsin.

Hayatın dramaya dönmüş sahnesinde dev kadrosundaki üzgün palyaço olmak istemezsin.

Alt notalarında hezeyanlı haykırışlar yükselen bir senfoninin fonda süreğene dönüşmüş bir çığlıkla bedenini sarmasına müzik demezsin.

Ağlamakla gülmenin kardeş olduğunu güldükten sonra söyleseler güldüklerine bile sevinmezsin.

Yıldırımın aynı yere defalarca düşebildiğini sana ayrılmış toprak coğrafyasında bizzat öğrenip komşu yamacın kayıtsız romantik yağmurlarının kıyasında adaleti sorgulamak istemezsin hatta aslı hiç var olmamış sözde suretine hakkıyla bir son yazmak bile istersin.

Yoluna koymaya çalıştığın her şeyi sanki inadına savuran fırtınanın kanatlarını bükemezsin. Karışıp yalapşap bir çorbaya dönüşecekse hayatın, elinin lezzeti terbiye etmeye yetmediği  gibi terbiyenden de vazgeçip isyan kıyamet edemezsin.

Pasif direnişinde ve mecburiyetlerinden dem vurup bir adım yol ilerleyemezsin. Barikatlarda dengen permeperişan yığılıp yığılıp kalkmaktan bir türlü başladığın noktadaki inançlı kudretine artık geri dönemezsin.

Sonra sessizleşir sersemleşir karanlığın. Bekler sabahını yorgun eteklerinde…

Yeni günde eski sen’i aramazsın bir gün.

Kabul edersin düzenin çarpık yerleşkesindeki mikro mevcudiyetini.

Sonra şiir söylemeyi seçersin,

Yarınlarını yapamasan da yüzünü güneşe çevirmeyi,

Günbatımı  kırmızısına bahar koyusu gelinciğin yapraklarında bir de uğur böceğini denk getirebilmeyi,

Kara bıraktığın ayak izinle yürüdüğün çizgiyi dönüp izlemeyi,

Yıldırımın tarumar ettiği toprağına ektiğin yeni çiçeklerle belki’li umutları beklemeyi,

Özgürlük

Özgürlük

Yüzünde yol yol olan çatlak çizgilerin yaşına karşılık o çok aradığın adaletle denk düşmesi neticesinde  herbirini sahiplenmeyi,

Çocukluktan sonra olgunluğuna denk düşen sürenin ağır roman cildine tekrar tekrar el sürmemeyi,

Rüzgardan, komşundan, herhanginden, her kimsenden bahçene biriken kuru yaprakları her gün vakur ve sorgusuz tırpanlamayı,

Göz kapaklarının arkasında dinlenip düzmece hayallerini kendi saniyelerinde yaşamayı,

Müziğin eslerinde derin nefesle avunmayı,

Özündeki kendinle barışmayı,

Kalan ömrüne sarılmayı,

Ve hatta eğer açsan terbiyesiz, tuzsuz karışık çorbandan da tat almayı, doymayı…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir