Yağmur Müptelası

Yağan Yağmurun Anlattıkları

Yağan Yağmurun Anlattıkları

Kasımdı, sıradan bir akşam zamanı, iş çıkışı sıraları…

Trafiğin keşmekeşi, havanın beş dakika sonrası kestirilemez bulanık, bulutlu hali, eve gitmeden şundan bundan alsam mı, yağmur bastırmadan kendimi eve atsam mı sürüncemeleri, telaşlı ve kararsız aceleleri…

Bulutların sesine kulak veren şemsiye satıcıları yağmur solucanları gibi hayatın içine karışmaya hazır kendilerine uygun bir kalabalık arama gayesiyle etrafı kolaçan ederken, yağmurla bir bağı olmayan sırf mevsimin lütfuyla ceplerinin yüzü gülen kestaneciler, vakti gelmiş midelere tezgahtan uçuşan kokusuyla oradan buradan zarf atıyordu.

Her esnafın, her tüccarın birkaç yüz metre ilerisinde bir rakibi ama hepsinin de kendine has, ama çok ama az bir müşteri kitlesi vardı.

İnsan sesinin korna sesine karıştığı, adım ritmlerinin kalan yol kadarınca hız aldığı, doğanın dengesine insanların ahengi alt üst eden asimetrik telaşesi eşlik edince durağan birini görmek gerçekten zordu. Küçük sahil kasabasının kıyıdaki mütevazi yıllık kayıkları için de geçerli olan bu durum, sanki bir tek onun için geçerli değildi. Ağaçta kalan son yaprakların ondan daha hareketliydi vedası bile dalındaki son günlerine.

Unutulmuş bir kasabayı andıran bu semtin sahil kenarı bankları da bundan mütevellit kurtların varlığından, yüzlerce insanın yaşanmışlığından nasibini almış kırık dökük kalan gövdesiyle vakur ev sahipliğinin hakkını bu kez de ona veriyordu en cömert şekilde…

Yağmur müptelasıydı,

Belli ki bulutların çağrısından onu karşılamaya çıkmış, tüm kalabalıkların içinden sadece kendisine çıkan bu yere bir yol bulmuştu bile.

Kaç kayboluşun ertesiydi yine kimbilir. Hayatın yüklerine, ardı arkası kesilmez gürültülerine, durmaya dinlenmeye

Kayboluş

Kayboluş

gelmeyen koşup yetişmelerine en iyi teslimiyet değil miydi zaten kayboluş? Farkındalığa gelemeyen bir fırtına savruluşuydu çünkü yaşamak. Farkına varmak; durmayı, dinlenmeyi gerektirirdi şimdi olduğu gibi. Yağmur fırtına suretinde gelse de fırtınadan tatlı bir bahar havasına açılan bir nefes bahçesiydi, adeta nefesle doldurabilmek demekti içini.

Yeryüzünde de görebileceği birçok mucize varken gökten gelen bu damlaların kutsal bir mesajı, ayrı bir yeri vardı onun için. Kendisi gibi bir yerden bir yere yolculuktu aynı ilahi gücün emri üzerine. Hiçbiri aynı buluttan yolculuğuna başlamamıştı, aynı noktada da yolculuğu son bulmayacaktı. Kimi yüksek bulutlardan dökülüp daha uzun yol alacak, kimi içli bir hikayesi olan kayığın uzuvlarında buluşacak, kimi şansı varsa dört yapraklı bir yoncaya konacak, kimi ise çamurlu bir birikintide kaybolup berraklığını unutacaktı. O hangi damlaydı? Bilmiyordu. Ama bildiği; onlar gibi, onlardan biriydi.

Gözlerini kapatıp uzun uzun sesini dinledi. Hızlanıp azalan armonik bir ritm vardı içinde.  Ara ara gök gürültüsü eşlik ediyordu. Aynı az evvel caddelerde kendini hissettiren hayat bu kez bulutlarla gri denizin arasına başka bir boyutla sıkışmış duruyordu. Gözlerini açtığında, ayaklarının ucunda engebeli zeminde çoktan yer edinmiş olan su birikintisinde aslında dümdüz duran bedenini su üzerinde halkalar ve harelenmeyle dans eden silueti karşıladı, tıpkı içinde hiçbir zaman büyümemiş afacan çocuğun suya yansıması gibi…

Kimi kahveyle şenlendirmeyi seçmişti ruhunu,  kimi battaniyeye sarılıp  cam kenarında izlemeyi, kimi yağmuru fonda bırakıp şöminedeki odunların çıtırtısını dinlemeyi, kimi kitap kokusuyla sayfalarını bir bir çevirmeyi…

Yağmurun Hikayesi

Yağmurun Hikayesi

Ama onun için yağmur hiçbiriydi, yağmur sadece kendisiydi. Meraklısını buluşmaya, kucaklamaya çağıran tenhalardaki iç sesiydi. Islanan her zerresi yolu belli olmayan damlaların son durağının kendi mevcudiyetindeki adresiydi. Bu ise ziyadesiyle kafi bir terapi ve yenilenmeydi.

Bir yağmur da böyle dinmişti işte şehrin son koşturmalı saatlerinin ilerleyip yerini sessizliğe bırakmasıyla. Sesler az öncelerde azalmış, köşe başı dükkanlarının sönen ışıkları yerini evlerin renkli aydınlatmalarına, sokak lambalarına ve asfalttaki yansımalarına bırakmıştı.

Şimdi bunların tadını çıkarıp ardında kalan izlerin güzelliğiyle adım adım yol alarak birkaç bulut öncesinden hatırladığı yorgun tükenmişliği aynı yolda bırakmış bir halde yıkanmış ve yenilenmiş ruhuyla her yeni nefesin tazelediği hür benliğinde tadını çıkarma vaktiydi.

Küçük sahil kasabasının da daracık sokakları, kıyıdaki tek katlı şirin balıkçı barakaları, tarihle anılan engebeli kayaları, çağa ayak uydurmaya çalışan, nizamla iç içe modern yaşantıları gecenin perdesiyle kararmış, kasımın yeni bulutlarına, yağmurlarına, müptelalarına yeni bir şafak olmak için bugün de böyle uykuya yatmıştı.

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir