Yeni Dünya’da ‘İyi İnsan’

Söze bildik tabir olan çağın mı yoksa son 10-15 yılın paradoksal hastalığı mı diye başlasam bilmiyorum. Bilmiyorum çünkü ben bu izlenimlerime varıncaya değin kendi geçmiş tahmini 15 yılımın dünyasını mercek altına almış durumdayım. Şahsi perspektifimden tabii ki..

İnsanlardaki bu hırs hep var mıydı yeni mi bu kadar alev aldı bilemiyorum ama hayata karıştıkça, hayatla uğraştıkça karşılaştığım insan manzaraları beni tüm iyimser duygularımdan sarsıyor adeta.

Tanıdığım, yolda rastladığım, iletişim kurmaya mecbur kaldığım veya gönüllü tanış olduğum, aynı sırada durup, aynı eksende dönüp, aynı hedefle yorulduğum, kulak misafiri olduğum, kulaklarımı tıkasam bile yine de duyduğum çokluğun genel ortalamasının üzücü sonucu dolayısıyla elimi kaleme/klavyeye -her ne ise- bu mevzu zırhlarımı bürünmeye kendimi bu hazin kalabalıktan korumaya mecbur bırakıyor beni.

Kimbilir kaç kişi kendi çevresi içindeki büyük bir balık değil en büyük balık olma arzusuyla değerlerini tarumar edebilecek kadar gözü dönmüş bir hal içerisinde. Bencillik ve çıkarcılığından aslındaki yüce mefhumlara kendini kapamış , hayatın bahşettiği var olma şansını başı ve sonu olan yaşamın kendi salt güzelliğine bile benliğini kapamış, harisliğinin esiri olmuş müzmin yarış tutkunları…

Herkes bu kadar masum ve günahsız doğarken bazıları nasıl bu denli değişebiliyor anlamıyorum. Gıpta niçin hasete azim niçin hırsa, özgüven niçin ukalalığa, varlık niçin şımarıklığa dönüşür ki…

Mesela azim.. ne güzel kelimedir, severim ben de varlığımdaki anlamımı zenginleştirmeyi daha da uğraş vererek. Ve bunu yaparken kimse ile değil kendimle yarışıp dünümden daha iyi olmaya çalışarak.. ama niçin çirkinleşir bunun gibi güzel duygular onu kendi ilkelerimle bir kalıba koyamıyorum bir türlü. Sanıyorum ki bu haz sınırının seviyesi, cinsi ve eşiğiyle alakalı. “iyi olmak”, “herkesten daha iyi olmak”, “tek iyi olan olmak”… gibi beklentilerin bu yönde değişmesiyle insanın özündeki masumiyeti gölgeleyen ölümsüz hayattan doyumsuz beklentiler halini alması misali…

Takdir edilmek, hürmet görmek, sevilip sayılmak önemli değil desem Maslow’un kemikleri sızlar, kimin arzusu değil ki zaten bu makam. Eleştirim de buna değil satırlardan anlaşılacağı üzre.

Zirveye giden yolda her şeyi mübah görenlere benim serzenişim. İnsanca değerlerden uzaklaşıp yeni dünyadaki sevimsiz benlik mutasyonuna.

“Şöhretsizlik içinde şöhret bunalımları” diye tanımladığım bu şımarık insan modelinin herkesten çok canı yanar yandığında çünkü biriciktir o; ama herkesin bitanesi, en kıymetlisi. Mutlu olduğunda herkes mutlu olmalı, onu konuşmalı, ona özenmeli hatta tapmalı. O bir idol olamazsa hayatındaki ulvi vazifesini tamamlayamayacaktır çünkü. “naçizane…” diye süslenerek başlayan ve sadece girizgahta kalan haleti ruhiyesi sözlerinin sonunda bencilliğinin derinlerine ve kendine övgüsünün bünyenizde oluşturacağı hezeyanlara bırakacaktır yerini. Tüm bunları yaparken de aldıkları gücün ne yazık ki şöhret gıdası olarak gördükleri maddi materyaller ve ilham aldıkları kendilerine benzer samimiyetsiz kalabalıkları olması çekiyor dikkatimi.

Herkese mi sözüm tabiî ki hayır. Nice örnek aldığım güzel insanların olduğu doğrudur hayatta, hayatımda… ve ben çok mu doğruyum, bunun da cevabını” tabiî ki evet” olarak veremiyorum. Kendini çok iyi sanıp tüm suçu dünyanın başıbozukluğuna atanlardan değilim. Tek bildiğim iyi olmaya, vicdanımın sesine kulaklarımı kapamamaya çalıştığım. Ne kadar başarabiliyorsam artık. Dünyanın gidişatını görüyorum, bu yanlışlardan korkuyorum ve bu kadar normal hale gelen anormallikten kendimi uzak tutmaya, düzeltemesem bile sadece uzağında bir seyirci kalmaya çalışıyorum.

Bir de takdir edilesi elit, asil ve yüce ruhlu azınlıkta kalan kesim giriyor analiz çalışmamın yörüngesine. Hayatımı süsleyen insanlar, zengin ruhlu şairler ve yazarlar, sanatkarlar, üstadlar vs… manevi doyum ve yüce gönülleriyle bıraktıkları ize bakıyorum hayatta ve bende. Tevazu içinde doyuma ulaşmak için hangi yol daha şık diye baktığımda azınlık sempatik geliyor bana ve Maslow’un hiyerarşik düzenlemesine sadık kalarak ve bir o kadar da “kendini gerçekleştirmiş” yüce insan modelini örnek alarak nadir rastlanan evrensel ahlak basamağındaki güzide ve asil topluluğun timsali olmanın adayı olarak adıyorum kendimi. Çünkü benim gıdam; ruhum, inançlarım, yaradılıştaki iyilik amacım.

Yeni dünyanın moda akımının eleştirmenini ve her kusuru gören gözlerimden düşüncelerime ulaşıp dile gelişini okudunuz sevgili takipçiler. Her birimizin “iyi insan” olabilmesi dileğiyle….

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir